Yeni Medya
Şimdi Okunuyor
21’inci Yüzyıl Çalışanıyla Tanıştınız mı?
Guru
0

Birçok organizasyonda değişime karşı direnç devam etse de dünya her geçen gün değişiyor. Tüm ekonomilerin, organizasyonların ve endüstrilerin dönüştüğü bir zaman dilimindeyiz. Buna rağmen bizler günümüzün 21’inci yüzyıl dünyasında hala eskimiş örgütsel değişim yönetimi pratiklerini kullanıyoruz. Liderlerin yapmaları gereken en büyük değişiklik, kuruluşlarının ortak amaçlarına netlik kazandırıp çalışanlarının kendi rollerinin bunun neresinde olduğunu kolaylıkla anlayacağı bir şekilde bunu ortaya koymaktır.

Değişim kaçınılmazdır. Ve ihtiyaç duyulan şey üst düzey yönetici ekibi adına bir takımın görevlendirileceği bir program değil, zihniyetin tümden değişikliğidir. Bugün bize lazım olan şey değişim programı sponsorlarından ziyade sahiplenicilerdir. Değişimin işletme için neden önemli olduğunu ve bunu uygulamaktaki sorumluluğunu anlayabilen lider bir nesle ihtiyacımız var. İşletme temellerine geri dönüp bu çılgınlığa bir son vermeliyiz. Bu durum işletmelere uzun dönemde çok para tasarruf ettirir. Bugün liderlerin kendilerine sormaları gereken soru: İşletmeniz tüketicinin isteklerini bir değişime nasıl dönüştürebileceğini biliyor mu?

Yeni Zihniyetteki Liderlere İhtiyacımız Var

21’inci yüzyıl lideri kendini; çalışanlar, işletme sahipleri, danışmanlar ya da iş ortakları arasından olması fark etmeksizin bir problemi çözmek için en doğru kişileri bir araya getiren bir bağlantı parçası olarak görmelidir. Onlar ayrıca amaçlar arasındaki duvarları kırarak müşterilerinin istek ve ihtiyaçlarına dönüşebilecek fikirleri seçmeli ve bunun için maaş almalıdırlar. Bir fikri pazara götürmenin anahtarı doğru lidere sahip olmaktır. İşletmeler ürün ve hizmetleri etrafındaki en kritik projeleri tanımlamalı ve bünyesinde bunları sonuçlandırabilecek kaç tane gerçek lider olduğunu saptamalıdır. Eğer şirketinizde projelerinizi pazara götürebilecek sadece 7 tane gerçek lideriniz varsa neden 56 tane proje yürütesiniz ki?  Bu kartvizitteki bir unvanın ötesine geçiyor. 21’inci yüzyıl kuruluşlarının 21’inci yüzyıl zihniyetindeki liderlere ihtiyacı var.

21'inci Yüzyıl Çalışanıyla Tanıştınız mı?

Bugünün Çalışanları Hakkında Neleri Bilmemiz Gerekir?

21’inci yüzyıl çalışanını anlamak isterseniz yeni insanı (namı diğer yeni tüketiciyi) anlamak zorundasınız. İşletme duvarlarının dışındayken her birimize ifade özgürlüğü veren teknoloji araçlarına erişimimizin daha fazla olması iş tarihinde bir ilktir. Günlük yaşantımızda en iyi restoranları, otelleri teker teker araştırabiliyor ve diğer insanların çevrimiçi eleştirilerini okuyabiliyoruz. Ayrıca harika veya aksine (çoğunlukla) korkunç bir tecrübe yaşadığımızda bunları ekleyebiliyoruz. Çalışma ortamının dışında bir söz hakkımız var ve kendi duygularımızı ne zaman istersek paylaşabiliyoruz. Çoğu zaman, çalışanların nasıl iletişim kuracaklarını dikta eden süreç ve prosedürler içeren ve sesimizi açıkça ifade edemediğimiz bir yerde çalışıyorsak durum tam tersi.

Çoğu çalışan, çevrimiçi ortak çalışma alanında iletişim kurmamızı sağlamaya çalışan e-postalarla dolu gelen kutularına sahiptir ve yıllık çalışan anketinde yılda bir kez geribildirim verebilir. Her gün toplantıdan toplantıya bizi zorlayan Google veya Outlook takvim canavarlarının gözetiminde olmakla meşgul olduğumuzdan açık, devam eden sohbetler üretme imkânımız yok. Sonra da çalışanlarımıza marka elçilerimiz olması gerekirmişçesine gülünç sorular mı soruyoruz? Çalışanlarınızın söz hakkına sahip olup yaptıklarıyla gurur duymalarını neden istemeyesiniz? Dünyada kuruluşunuzun tutku ve amaçlarını yaymak için kim daha iyi?

Konu işletmeye gelince niye bu kadar çok sağ duyu kaybettik? Şimdi geriye dönüp 21’inci yüzyıl çalışanını ve değişimin neden kaçınılmaz olduğunu anlamanın zamanı geldi. Bu yüzyılın işbirliği ve ortak yaratım çağı olduğunu anlayan kuruluşlar, yeni pazarlar, hizmetler ve / veya ürünler yaratarak fırsatlar aramak için korku ve kıtlığı geride bırakacaklar. Ayrıca, yıllık çalışan anketini öldürerek, devam eden sohbetleri ve geri bildirimleri kendi dokularına yeniden yerleştirecekler.

Anlam: 21’inci Yüzyıl Çalışanı Hayatının İşinin Peşinden Gider

Ne demiş Dostoyevski: “Bir adamı ezmek ve tamamen yok etmek istiyorsanız, ona en korkunç cezayı göstermek için tek yapmanız gereken, onun tamamen faydasız ve anlamdan yoksun bir iş yapmasını sağlamaktır.”

21’inci yüzyıl çalışanı tek kişi olarak vücuda geliyor. İş-hayat dengesi masalına aldanmaz; işinin hayatına nasıl uyduğuna bakar. Kendisinin kim olduğu ve dünyada sahip olmak istediği etki hakkında bir anlayışa sahiptir. Bu sadece Milenyum Kuşağı ve genç insanlarla alakalı değil. Bu çalışarak başarıyı yeniden tanımlayan eski nesilleri de içeriyor. 7 gün 24 saat çalışmanın artık kabul edilemez ve arzu edilemez olduğu gün yüzüne çıkıyor. Artan sayıda insan şu anda işleriyle olan ilişkilerini sorguluyor ve kendilerini seçmeye başlıyorlar, bu yüzden ABD’deki çalışanların %50’si 2020’ye kadar serbest çalışanlar olacaklar. İnsanlar hayatlarının işini yapıyorlarsa emekli olmaya o kadar da ihtiyaç duymazlar. Belki farklı bir şeyler yapmayı seçebilirler ancak işleri hayatlarının bir parçası olacağından işten kaçışlarını planlamaya gerek duymazlar.

Anlam çok daha önemli bir hale gelir ki bu da kurumun amacı ve çalışanların bu hedefe ulaşmakta bize nasıl yardımcı olacağı konusunda net bir anlayışa sahip olmak demektir. Samimi iki yönlü iletişim önemli bir hal alıyor. Daha az kayda alınmış mesajlaşma ve takımları ortak hedefe ulaşmaya teşvik edebilecek daha fazla lider olacak. 21’inci yüzyıl çalışanının dünyasında iş-yaşam dengesini takip etmek diye bir şey yokken hayatlarının işini yapıyorlar. Bu da işimizin hayatımıza nasıl uyduğunu göstermiyor mu?

Seçim: Kuruluşun İçinde Ve Dışında Bir Söz Hakları Var

21’inci yüzyıl çalışanı sesini duyurmak istiyor. Kuruluşu korumak için yine de bir miktar yönetişim ve politikaya ihtiyacımız var, özellikle yüksek derecede düzenlenmiş çevrelerde, ama çalışanlarımızın marka elçilerimiz olmaları gerekirmişçesine saçma sapan sorular sormak yerine liderler; işe alım, yerleştirme ve tespit etmeye aylarını harcayan insanların toplu uzman görüşünden faydalanıyorlar. 21’inci yüzyıl çalışanının bolluk zihniyeti var. Artık korku ve kıtlık ile sınırlanmadığından kendisi ve kuruluşu için birçok fırsatın olduğunu biliyor. 21’inci yüzyıl çalışanının kendisinden daha büyük bir şeyi yapmak, yaratmak ve onun bir parçası olmak için güçlü bir arzusu vardır.

21’inci yüzyılda çalışanlar seçilmeyi beklemezler, kendilerini seçerler. Çünkü giderek artan seçim şansları vardır. Bir kişi hayatının işini yapıyorken artık işini kaybetme korkusuyla idare edilememektedir. Örneğin önümüzdeki on yılda, 2013 yılında tanık olduğumuz, iş kaybetme korkusu nedeniyle 54 milyar dolarlık tatilin kullanılmadığı krizden ziyade tatile çıkan ve kendilerine saygı duyan daha fazla insan göreceğiz. Ancak bir seçeneğimiz olduğunda ve bunu ifade edebildiğimizde bir sese sahibizdir. Bu yüzyılın çalışanı; iletişim ve işbirliği konusunda başarılı olan aynı zamanda dışarıyı içeriye taşıyabilen kuruluşların bir parçası olmak istiyor.

Ahenk: İşbirliği ve Ortak Yaratımı Benimserler

Hala insanların çalışmalarında bağımsız olabilecekleri çok sayıda iş var. Öyle ki şirketlerin başarılı olmak adına üzerinde duracakları temel sorun ve fırsatlara odaklandıkları sırada bunların ortaya çıkabilmesi için insanları bir araya getirmeleri gerekir. 21’inci yüzyıl çalışanı, ondan daha büyük bir şeyin parçası olmanın kişisel olarak daha tatmin edici olacağını anlıyor. İşbirliği yapma ve ortak yaratım konusunda güçlü bir arzuya sahiptirler. İnovasyonun bir departman olmadığını ve de bunun ancak başka insanlarla birlikte yol alındığında gerçekleştirilebileceğini anlıyorlar.

Kuruluşların başarı ölçütlerini yeniden düşünmeleri gerekecek. Bugün paylaşılan birçok ileti ekip ile ilgili olsa da başarıyı ölçen ölçümler hala bireysel performansa dayanmaktadır. Paylaşılan amaç ve hedefleri ölçmek için performans gözden geçirme sürecini yıllık ve bireyselleştirilmiş bir süreçten, insanlara yardımcı olacak bir sürece dönüştürmek gerekmektedir. Gerçek işbirliğini sağlayacak yeni çalışma yöntemlerini kullanmadıysanız, ortak hedeflerinize ulaşamazsınız.

Ağ (Network): Birbirine Sağlamca Bağlanmış Bir Topluluktan Bahsediyoruz

Bağlı bir ağ ve güvenilir bir topluluk arasında büyük bir fark vardır. Ağ, bağlı olduğunuz ama derin ilişkilerinizin bulunmadığı insanları içerir. Topluluk ise güvendiğiniz ve size güvenen ve genelde ortak amaçlara sahip olduğunuz kişilerden oluşur.

21’inci yüzyıl çalışanı örgütün içindeki ve dışındaki insanlarla bağlantı kurabileceği sağlam bir ağa sahip olduğundan kendini ifade edebilir ve ortaya bir şeyler koymak ister. 2012 yılında Cisco Canada şirketini ülkenin iki numaralı gelir üreten şirketi olarak konumlandırabilmemizin başlıca nedenlerinden biri, stratejimizin çalışanlarımızın kilit topluluklarda sahip olduğu derin ilişkiler üzerine odaklanmasından kaynaklanıyordu. 21’inci yüzyıl çalışanı iş yerindeki mevcut bağlantılarıyla ortaya çıkıyor ve yeni bağlantılar kuruyor. Örgütsel departmanlarda çalışmaktansa güvenilir toplulukların bünyesinde çalışmak ve ağından istifade etmek istiyor. Kuruluşlar çalışanlarının çalışabileceği ve ortak yaratım yapabileceği gelişen çevrimiçi toplulukların nasıl oluşturulacağını öğrenmelidirler.

Ortak Yaratım: Diyalog Yoluyla Öğrenir

Birçok kuruluş, işlerinde anlam arayan çalışanlarını motive etmenin yollarını arıyor. Amaç arayışı, muhasebecisinden tutun da büyük kuruluşlardaki ürün geliştirme yöneticilerine kadar, her yerde.  Ortak yaratım projeleri çalışanların memnuniyetini sağlamanın güçlü bir yoludur. Çoğumuz çalışma şeklimizin kısa süreli projeye dayalı takımlar etrafında yapılandırılmış, daha çok bir “Hollywood Modeli” ne doğru geçiş yaptığına şahit olacağız. Tıpkı bir film yaparken en iyi yönetmenin, kostüm tasarımcısının ve editörün bir araya getirildiği gibi kuruluşların da ortak yaratımı hayata geçirmek için birbirini tamamlayan becerilere sahip olan en iyi insanları bir araya getirmeleri gerekecek.

Genelde bu projeler karmaşık bir yapıya sahip olacak ve yapılması gereken işleri hızlandırmak için herkesi daha fazla diyalog kurmaya sevk edecek. Bu model ancak diyalog yoluyla ortak yaratımı öğrenen 21’inci yüzyıl çalışanı ile işleyebilir. Tıpkı sinema ve televizyon sektöründe olduğu gibi, hikâye anlatımı gelecekte çok daha önemli bir hale gelecektir zira bilgi paylaşımı hızla önem kazanmaktadır.

Etki: Yerel, Bölgesel ve Küresel Etkiyi Gözetir

Artan sayıda çalışan, kuruluşlarının kendi toplumlarındaki ve dünyadaki etkisini görmek istiyor. Milenyum Kuşağı eski jenerasyona göre göreceli olarak temel değerlerini toplum çıkarlarıyla örtüştürmektedir ve işletme ürünlerini nereden tedarik etmektedir ya da bu topluma nasıl bir fayda sağlamaktadır? Gibi zor sorulara cevap arıyorlar. Bunun işgücündeki tüm nesilleri kapsayan bir etkiye dönüşebilecek bir tür yeniden bağlantı olduğu hakkında ise yeterince konuşmuyoruz. 21’inci yüzyıl çalışanı yaptığı işte yalnızca anlam ve etki istemekle kalmayıp aynı zamanda bu etkinin ölçülebilmesini de istemektedir.

Günümüzde çoğu kuruluş başarının ölçülmesi için faaliyet ölçümü yapan ama etkiyi takip edemeyen demode olmuş ölçüm yöntemlerini kullanmaktadır. Etkiyi takip eden ölçüm yöntemleri genelde yaptıklarımızın arzu ettiğimiz etkiyi sağlayıp sağlamadığını hesaplayabilmek için sonradan ortaya çıkan yöntemlerdir. Belirli bir tarihe kadar uygulanması gereken yeni teknolojiye enerji sarf ediyoruz ama bunun etkisini hiçbir şekilde izlemiyoruz sonra da bunun neden başarılı olmadığını merak ediyoruz. Etkiyi ölçme zihniyetinde liderlerimiz varsa, şirkete kattığı değeri arayan 21’inci yüzyıl çalışanını cezbeder ve elimizde tutabiliriz. Teknolojinin güzelliği; yeni topluluklar oluşturabildiğimiz, açık ve birbirine bağlanmış bir dünyada yaşamamıza olanak sağlamasıdır bu da yerel, bölgesel ve global çapta gitgide daha sorumlu olduğumuz konusunda bizi bilinçlendirdi. Yeni çalışan bu inanışı başarının yolu olarak görüyor ve bir fark yaratabilecek kuruluşlar için çalışmak istiyor. Ayrıca bu özel sektördeki işletmeler için kenarda kalmış sektörler arasında alışılmadık ortaklıklar kurarak yeni bir pazar yolu bulma fırsatıdır.

Mobil: Esneklik ve Kişiselleştirme İster

İstenilen yerde ve istenilen zamanda basitçe bağlanılabilen cihazlar 21’inci yüzyıl çalışanını mobil bir hale getirir. Mobil artık yalnızca bir teknoloji anlamına gelmemektedir; esneklik ve kişiselleştirme isteyen 21’inci yüzyıl çalışanının çalışma ve yaşam biçimidir. Çoğu kuruluş mobili teknolojik bir cihaz ya da uzaktan çalışma olarak ele alır yani olaya ticari bir fayda olarak bakar.

Liderler “Hollywood Modelindeki” çalışmanın geleceğini oluşturmakta mobilin sunduğu fırsatları doğru anlamalıdırlar. Enterprise 2.0 çözümleri gibi yeni teknolojilerin çalışma şeklimize adapte olması gerekir. Böylece diyaloglar zamanlanmış toplantılarda değil, işin fiilen gerçekleştiği zamanlarda ortaya çıkar. Video, diyalog yoluyla bağlantı kuracağımız gelecekteki çalışma şeklinde gittikçe daha önemli bir hale gelmektedir. Çalışanlar nerede olurlarsa olsunlar, onlara video kanalıyla temas edebilen ve onları birbirine bağlayabilen kuruluşlar 21’inci yüzyıl çalışanlarının başarılı olmalarına olanak sağlayacaktır. Mobil ortamda çalışmanız mümkün olduğunda bunun karbon ayak izini azaltmaktaki etkisini bir düşünün. Ve hem işletmede hem de toplumda etkili bir mobil işgücü hayal edin. Bu konu bizim birlikte boyamamız gereken yeni bir tuval.

Hazır mısınız?

21’inci yüzyılın kuruluşlarının oluşturulması gerekiyor. Hayatının işini yapmak isteyen insanların kalplerine ve zihinlerine dokunabilmemiz için modası geçmiş yönetim uygulamalarından vazgeçmemiz gerekiyor. Bir gelecekçi olarak, benim işim yeni eğilimleri analiz ederek liderleri iş ve yaşam dünyasındaki her türlü gelişmeye önceden hazırlamaktır. Umarım bu makale şu an ne yaptığınız ve bundan sonra neler yapmanız gerektiği konusunda sizleri düşünmeye sevk etmiştir. Bununla ilgili konuşmalar yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Ve sizi bir soruyla baş başa bırakıyorum: “Hazır mısınız?”

 

Bu makale Ayelet Baron tarafından kaleme alınmıştır. Makalenin orijinal hali itbusiness.ca blog adresinde yayınlanmış olup Sinan Durak tarafından İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.

Sinan Durak

Merhaba, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Teknoloji tutkunuyum ve oldukça meraklı biriyim. Dijital pazarlama alanında kendimi geliştiriyorum.
Sizce Makale Nasıl?
Harika
100%
Güzel
0%
Fena Değil
0%
Olmamış
0%
Rezalet
0%
Yazar Hakkında
Sinan Durak
Merhaba, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Teknoloji tutkunuyum ve oldukça meraklı biriyim. Dijital pazarlama alanında kendimi geliştiriyorum.

Bir Cevap Yazın