Teknoloji
Şimdi Okunuyor
Teknolojiyi Kullanma Biçimimiz Nasıl Olmalı?
0

Teknoloji ve medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavar, hepi topu 200 sene içerisinde hayatımıza girmeye karar verdi. Bundan 15 yıl önce kafalarımızı ve bilincimizi akıllı cep telefonlarına, tablet bilgisayarlarına gömmeye karar vermeden önce; otobüslerde, garlarda, trende ve vapurda – kitap okunmasa bile – en azından bir gazete okunurdu. Tabi ki bu bir seçim meselesi. Neticede, önemli olan, yaşamınızdaki yıllar değil, yıllar içindeki yaşamınız söz konusu.

Seçim demişken; Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı bir çalışmada Türkiye’de kitap okuma alışkanlıklarının sonuçları oldukça ilginç. Bu araştırmaya göre, Türk insanı günde 6 saat televizyon izlerken, 3 saat internete giriyor. Ancak kitap okumaya sadece 1 dakika zaman ayırıyor (bence bu veri bile çok iyimser).

Bugün yaptığımız seçimler geleceğimizi belirler.

Örneğin; anne baba adayı olacak bireyler kitap okumuyor. Ne tesadüftür ki; çoğunluğu iletişim hataları nedeniyle, geçen yıl ülkemizde 60 milyon kutuya yakın ilaç reçete edildi. Bu rakam son 15 yılda gözle görülür elle tutulur şekilde artıyor. Yani şuan 4,5 milyon vatandaşımız kırmızı reçeteli antidepresan kullanıyor. Bu rakamın içerisine hiperaktivite teşhisi konularak haplanan çocuklarımız dahil değil. Bir başka örnek verecek olursak; toplumsal öfkenin giderek arttığını gözlemliyoruz. Çocukluktan bu yana engellenen bireyler, trafikte, evde, otobüste, metroda ve hatta işyerinde kendini engellenmiş hissediyor. Bu engellenmişlik hissinin farkında dahi olmadan her şeye öfke duymaya başlıyor. Öfkeli birey her şeyden şikayet eden bir tutumla yaşamını sürdürüyor. Öfkeli, kendini keşfe çıkamayan birey, zihin hapishanesinde kendisine biçilmiş yaşamı sürdürürken sorunu kendisinde değil “çevresinde” arıyor.

Peki dünyada neler oluyor?

Yapılan araştırmalar, en fazla kitap okuyan ülkelerin başında, Fransa ve İngiltere’nin geldiğini gösteriyor.

Hatta Fransa’da toplu taşımalarda kitap okumayı sevenler için müthiş bir yenilik yapılmış ve otobüs ile metro istasyonlarına, insanların araçlarını beklerken ya da yolculuk esnasında; yeni metinler okuyabilmeleri için kısa hikaye otomatları konulmuş.

Tıpkı bilet basar gibi otomatın tuşuna dokunarak, 3 ya da 5 dk. okuyabileceğiniz – 600 den fazla – kısa hikaye ve romana bedava sahip olabiliyorsunuz. Bu güzel projenin tüm dünyaya yayılmasını ve okuma oranlarının artmasını umut ederim.

Okumak, anlama kabiliyetini artırır.

 ‘Ne kadar okursanız, o kadar bilirsiniz. Ne kadar öğrenirseniz, o kadar fazla farklı yere gidersiniz’. 

2009’da Sussex Üniversitesinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre;  stresi yenmenin en etkili yolu, eski moda hobileri ortaya çıkarmak: kitap okumak, müzik dinlemek, kendine bir çay veya kahve doldurmak, yürümek. Bu araştırma da gösteriyor ki, toplum olarak kitap okursak stresi yenebilir, öfkemizi kontrol altına alabiliriz.

Okumak “beyni koruyan” çok önemli bir faktördür.

Okumanın beyin üzerinde öylesine önemli etkileri söz konusudur ki, başka hiçbir şeyin bunun yerini tutması mümkün değildir.

Okuyan bireyin “Serebral Korteksi” gelişir. Serebral Korteks, bilgi ağı oluşturma, çıkarımlarda bulunma, güzel, iyi doğru kavramlarını anlama, estetik değerler üretme, felsefe yapma, düşünme, problem çözme, kompleks sorunları halletme üzerine görev yapar.

Buradan yola çıkarak özetlersek, değil otobüste veya metroda; kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada yer alıyor. Ben bu sonuçtan şunu anlıyorum: Çocuklara bakış açımıza göre hem kendimiz hem de onlar için bir çocuk yetiştirme ve eğitim ortamı oluşturuyoruz. Böylesine bir ortamda ise sık sık iletişim hataları yapıyoruz. Ancak yine ne ilginçtir ki; iletişim için vazgeçilmezlerimiz internet, akıllı cep telefonları ve tablet bilgisayarlar oluyor.

Çiğdem Gül Uğural
Follow me

Çiğdem Gül Uğural

Klinik Psikolog Dr. at Çiğdem Gül Uğural
St. Clements Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans sürecim devam ederken Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu hocam ile tanıştım. Sohbetimiz sonrası; günümüzde anababaların, öğretmenlerin çocukları ve öğrencileri ‘’küçük insan’’ olarak görmelerinin Türkiye’nin en önemli konusu olarak tanımladım.
Aile ve çocuk gelişimi üzerine yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan bilimsel araştırmalarda bulundum. Bu araştırma sonuçlarını şuan St. Clements Üniversitesi'nde devam eden doktora eğitimimde; ilköğretim ve üniversite öğrencileri, öğretmenler, anababalar, iş kadınları ve iş adamlarına yönelik seminer ve atölye çalışmaları ile paylaştım.
Bilen değil, öğrenen ve gelişen insan olmak için kendi etki alanım içerisinde elimden gelenin en iyisini yapmaya devam ediyorum. Okuduğunuz için teşekkür ediyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Çiğdem Gül Uğural
Follow me

Latest posts by Çiğdem Gül Uğural (see all)

Sizce Makale Nasıl?
Harika
0%
Güzel
0%
Fena Değil
0%
Olmamış
0%
Rezalet
0%
Yazar Hakkında
Çiğdem Gül Uğural
St. Clements Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans sürecim devam ederken Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu hocam ile tanıştım. Sohbetimiz sonrası; günümüzde anababaların, öğretmenlerin çocukları ve öğrencileri ‘’küçük insan’’ olarak görmelerinin Türkiye’nin en önemli konusu olarak tanımladım. Aile ve çocuk gelişimi üzerine yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan bilimsel araştırmalarda bulundum. Bu araştırma sonuçlarını şuan St. Clements Üniversitesi'nde devam eden doktora eğitimimde; ilköğretim ve üniversite öğrencileri, öğretmenler, anababalar, iş kadınları ve iş adamlarına yönelik seminer ve atölye çalışmaları ile paylaştım. Bilen değil, öğrenen ve gelişen insan olmak için kendi etki alanım içerisinde elimden gelenin en iyisini yapmaya devam ediyorum. Okuduğunuz için teşekkür ediyor saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Bir Cevap Yazın