Dijital Pazarlama
Şimdi Okunuyor
Tüketici ve Üretici Arasında ki Bağ: Empati
Popüler
0

Hepimiz hem birer üretici, hem de bir tüketiciyiz. Aslında bunun daha da ötesiyiz. Ürettiğimizden daha fazla  tüketici konumundayız artık. Hem dijital, hem beşeri hayatta ürettiğimizin fazlasını bekler, ve fazlasını harcar hale geldik. Okumadan bilgin, uzmanlaşmadan ‘’ guru’’, çalışmadan ‘’patron ‘’ olma hayallerimiz var. Hızlı tüketen insanoğlunun, bu doğrultuda empati yeteneğini tüketmesi olağan mı? Yoksa bunu hızlı tüketimin bir sonucu olarak mı algılamalıyız?

Sizce neden böyleyiz ?

Bu halimizin sebebi, insana ait ego kavramının yersiz tanımımı, konformizmin hayatımıza kattıkları mı, orta sınıf hayalciliği kurmak mı, statü yoksunluğu mu ? Bu saydıklarımın hepsinin görece makul sayılabileceği bir gerçek. Dört tarafı ekranlarla dolu olan insan, kendisini ayna yerine, ekranlarda görmeye alışıyor. Tabi alışma süreci de, insan ve insan psikolojisinde ciddi değişimlere yol açıyor. Andy Warhol çok seneler önce bu durum hakkında bizi uyarmış ve şöyle demişti ;

‘’ Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak ‘’

Gerçi bu süreç İnternet dünyası ile insanlığın ilk tanışmasında olmasa da, ileri ki buluşmalarında anlamını yitirdi. Artık 15 dakikalığına bile ünlü değiliz. Snapchat’e göre on saniye, facebook’a göre öldükten sonra bile var olabiliriz. İnstagram bizi daha marjinal ve sosyal gösterirken, Twitter bizi daha entelektüel göstermeye yarıyor. Linkedln bizi kapital dünya ile tanıştıra dursun, Youtube üzerinden yapmadığımız şey yok gibi. Beşeri hayatımız ne kadar başarısız olsa da, artık bunu maskeleyebileceğimiz ikinci bir hayatımız var. Kalabalık arkadaşlık listelerimiz, yüzünü bir defa bile göremeyeceğimiz arkadaşlarımız var. Ne mutlu sana insanoğlu, gelişkin olma yolunda hızla ilerliyorsun.

Peki bu süreçte ne kaybediyorsun ?

Tüketici, artık her zamankinden daha fazla tüketici. Hatta kendi markasının tüketicisi, kendi sanal dükkanının esnafı. Her şey çok karıştı. Paranın bile sanalı  yapıldı, para sadece rakamlaştı. Durum böyle olurken internet, yavaş yavaş bir artıklar cennetine dönüşmeye başladı. İnsanlar uygulamalarda vakit geçirirken, dünya ile olan irtibatını bilgisayarına taşıdı. Kazandığımız bir çok şey olduğu gibi, kaybettiğimiz de bir çok şey de var artık. Kaybettiklerimizin bir kaçını şöyle sıralayayım;

  • Okuma alışkanlığı
  • Uzun ve anlamlı cümleler kurma alışkanlığı
  • Empati
  • Tahammül
  • Sadakat
  • Beşeri ilişkiler
  • Hayal gücü

Bu listeyi oturduğunuz  koltuk veya sandalyenize kadar uzatabilirim. Bu kaybettiklerimiz tüketici profillerimize de yansıyor. Her üreticinin, aynı zamanda birer tüketici olduğunu kabul ediyorsak, tüketici ile üretici arasında ki eksiklikler neden kapanmıyor? Dünyanın yedi milyar yıl, insanlığında yüz bin yılda geldiği nokta bu. Kaçımız, günde kaç kere kendimizi başkasının yerine koyup düşünebiliyoruz? Mesela Afrikalı bir çocuk olarak düşünmek kendimize neden zor geliyor?

HIZLI CAHİLLEŞME

Bu çağ bilgi çağı olarak da geçiyor. Bilgi enformasyonunun en yüksek olduğu zaman dilimindeyiz. Her gün yüzlerce yazarın kitabı basılıyor, on binlerce makale kaleme alınıyor. Buna rağmen doğru ve nitelikli bilgiye ulaşma yolumuz her geçen gün zorlaşıyor. Hızlı enformasyonun olduğu yer de, hızlı kirlenme kaçınılmaz. Bilgi kirliliği, aynı hava kirliliğine benzer.

Bizler bu hızlı cahiliyeden nasıl korunacağız peki ? Mutlak doğru olmasa da, doğruya en yakın seçeneği nasıl bulacağız ?

Bunun cevabı aslında kaybettiklerimiz de gizli. Biz yine de en fazla erozyona uğrayan bir başka özelliğimizden gidelim. Empati diyelim, ve konuyu iyice açalım.

TÜKETİCİ OLARAK EMPATİ

Tüketici olarak ‘’Empati ‘’ aslında çok geniş bir kavram. Bir yanda bireyin tüketici olarak kazandığı kimliği, başka bir bireyin tüketici olarak kazandığı kimliği anlama çabası diyebiliriz. Şöyle bir örnek verelim ;

‘’ X marka çamaşır suyunu kullanan bir kullanıcı, Y marka çamaşır suyunu  kullanan insanı, o çamaşır suyunu ne için kullandığını anlayabiliyorsa, buna tüketici  empatisi denir.’

Bir başka tüketici empatisi örneğini de şöyle verebiliriz;

‘’ Tüketiciler maddi durumları yüzünden birbirlerinden ayrılır. Ve her tüketicinin, ortalama olarak bir diğer tüketiciden farklı harcama ve bütçe planlaması vardır. İki farklı tüketici grubu birbirini anlayabiliyorsa, buna tüketici empatisi diyebiliriz. ‘’

Marx ‘’ Üretim ve tüketim aynı anda olur’’ der. Bu sanayi devriminden bugüne kadar gelen en doğru bakış ve empati göstergesidir. Hatta tüketim tanımını daha da genişletir Marx;

  • Bir ürün tüketilirse, bu gerçek bir üründür.Örneğin elbise,giyime eylemi gerçekleştikçe elbise olarak tanımı yapılabilir. Giyilmediği taktirde o artık bir üründür. Tüketim olarak bir değeri yoktur.
  • Tüketim, yeni üretim için gereksinim yaratır.

Tüketici empatisini elimizde ki anlattıklarımiz ile açıklayacak olursak ;

  • Tüketiciler arasında değişikliklere rağmen, birbirlerinin seçimlerini anlayabilme potansiyeli.
  • Farklı gelir gruplarından gelen tüketici anlayışlarının birbirlerini anlayabilmeleri.
  • Tüketilen ürünler arasında ki seçim alternatiflerinin, birbirlerini var etmesi.
  • Yeniden üretime dönüşecek tüketimin, tüketici tarafından ortak bir değer olarak kabul edilmesi.

ÜRETİCİ OLARAK EMPATİ

Burada öncelikli olarak üretim ile alışveriş arasında ki bağlantıyı kurmamız gerekiyor. Alışveriş: ürünü
bitirme ve doğrudan tüketim için uygun hale getirme yoludur. Yani tüketici, üretilen ürünü bitiremezse, alıveriş eylemi o ürünü bitirene kadar devam eder. Bu döngüsel bir durumdur. Çünkü tüketim devam ettikçe, üretim devam eder, üretim devam ettikçe de alışveriş devam eder. Üretim konusuna biraz daha çubuk bükelim, bunun içinde yine Marx’a kulak verelim;

 ‘’ İnsanların bir arada yaşar ve bir arada üretirler ‘’

Lakin burada bir sorun vardır;

‘’ Üreten topluluk, ürettiği ürünü elde edemiyorsa, o ürüne yabancılaşmış demektir. Buna ‘’ Kendisine ve ürettiği ürüne yabancılaşma ‘’ denir. Bunu daha geniş bir örnek ile verelim ;

‘’ Lüks bir otomobil fabrikasında, bir üretim bandında çalışan insan, o üretim bandında çalıştığı ve emek verdiği ürüne, muhtemelen hiç binemeyecektir. ‘’

Marx bu durumu daha da açar;

‘’    ‘’Emeğinin ürünü ne olursa olsun, üreten olduğu gibi” değildir. Bu nedenle, ürünü daha çok oldukça, üreten daha az “kendisi” olur.’’

Bunun günümüzde ki hali ‘’ Tüketen ve Üretenin empati eksikliği ‘’ diyebiliriz. Empati kavramını nöro pazarlama altında incelemek konuyu eksik anlamaktır. Çünkü beynin işlevleri kadar, tarihin ve üretim güçlerinin oynadığı rol’de önemlidir.Bir başka soruna daha yakından bakalım. Konumlandırma.

Marka konumlandırması, marka ile tüketici arasında ki bağı kurabilmektir. Burada markaların veya marka yöneticilerinin anlaması gereken yegane olgu, kendilerinin de birer tüketici olduğunu kavramayı unutmamaları gerektiğidir.

Bu durum daha 1800’lerin ortalarından beri bellidir. Hatta  konumlandırma konusunda Marx bize şöyle bir ipucu verir ;

‘’ Alışverişin yoğunluğu, uzantısı ve tarzı, üretimin yapısı ve gelişmesi tarafından belirlenir. Ve üretimin yabancılaşması, üretilen ürünün pazarının daralmasını sağlar. Yani belli ürünler, belli sınıflar tarafından talep edilir. ‘’

Üretenin, ürettiği ürüne ulaşamaması, aynı zamanda bir empati eksikliğidir. Başka bir durum ise, üretenin maddi kaynağı, temel ihtiyaçlarını giderdikten sonra, alışveriş işlemini yapabilir.

Peki üretenle nasıl bir empati kurmalıdır ?

  • Üreten’de bir tüketen olduğu için, ürettiği ürünün, kendisi gibi kullanıcılar tarafından kullanıldığını bilmelidir.
  • Üretici ile tüketici arasında ki aracılar çoğaldıkça, ürünün fiyatı artar. Ve ürünün fiyatı arttıkça, pazar daralır. Eğer Pazar daralır ise, ürünü herkes elde edemez. Ürünün ulaşılmaz oluşu, aynı zamanda ürünün topluma yabancılaşmasına yol açar.
  • Fazla üretim, artık bir değer yaratır. Ve bu artık değer, tüketici tarafından talep görmezse, bu markanın zararına yol açar.
  • Tüketiciyi aldatan reklamlar yerine, tüketiciyi markaya bağlayacak reklamlar üzerinde durulmalıdır.
  • Ülkenin sosyolojik, ekonomik durumu göz önüne alınarak bir fiyatlandırma sistemi yapılmalı ve üretilen ürün daha erişilebilir olmalıdır.
  • Kar marjının yükseltilmesi, talebin düşmesine yol açar. Markaların kar marjı, tüketici ile üretici arasında bağı zedelemeden belirlenmelidir.
  • Üreten ile tüketen arasında ki bağ duygusal bir bağ olarak kurulmalıdır. Arz-Talep ilişkilerinin devamlılığı ve marka sadakati buna bağlıdır.
  • Marka konumlandırma, sürekli değişen bir şey değildir. O yüzden marka konumlandırması ve hedef kitle çalışması özverili bir şekilde yapılmalıdır.
  • Tüketen kitleyi iyi anlayabilmek gerekmektedir. Bunun içinde Pazar araştırmaları, geri bildirimler dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak ;

Tüketici ve üretici bir toplumun içerisinde yaşar, her gün birbiri ile karşılaşır ve aynı topraklarda geçimlerini sağlarlar. Üreten ve tüketen yeri geldiğinde aynı sınıfa mensup, yeri geldiğinde iki farklı sınıfın içinde yaşarlar. Lakin empati: sınıfı ne olursa olsun, ikisinin de tüketici olduğunu kabul ettiği noktada gerçekleşir. Bu empati kurma yeteneği, olası krizleri engellemeyi, marka itibarını, arz-talep dengesini, reklamlarını, yatırımlarını belirler.

Eğer empatiyi nöropazarlama yöntemi olarak değilde, tarihin üretime ve tüketime yön veren bir süreci olarak anlarsanız, işte o zaman gerçek bir markasınız.

Dediğimiz anlamda bir empati kurmayı başardınız mı ?

O zaman korkmayın. Çünkü empati sağlayarak yarattığınız müşteri sadakati sizi hak ettiğiniz yere getirecektir.

Emrah Sarıgöl

Emrah Sarıgöl

1984 İstanbul doğumluyum. 10 Sene kadar bir çokfirmanın Fotoğraf,E-ticaret,Pr kısımlarında görev yaptım.
Emrah Sarıgöl
Sizce Makale Nasıl?
Harika
0%
Güzel
0%
Fena Değil
0%
Olmamış
0%
Rezalet
0%
Yazar Hakkında
Emrah Sarıgöl
1984 İstanbul doğumluyum. 10 Sene kadar bir çok firmanın Fotoğraf,E-ticaret,Pr kısımlarında görev yaptım.

Bir Cevap Yazın