Dijital Pazarlama
Şimdi Okunuyor
Farklı Olmak-Farklı Bakmak
Guru
2

Pink Floyd efsane şarkısı Another Brick İn The Wall”u piyasaya sürdüğünde yıl 1979’du. Bu şarkı dünya rock tarihinin en fazla dinlenmiş ve en fazla cover’lanmış parçalarından biridir. Şarkı da çok iyi bir sistem eleştirisi yapılmış, dünya üzerinde büyük ses getirmişti. Hatta Amerika müzik ödüllerine aday gösterilmişti, lakin klasik Amerika tutumu sayesinde ödül alamadı. Bir çok ülke’de yasaklanmıştı. Mesela Güney Afrika’da bir 1980 yılında ki ayaklanmasında marş şeklinde bütün çocuklar tarafından söylenmişti. Yani bir taraftan ödüller verilen, diğer taraftan dünyanın bir çok ülkesinde yasaklanan bir şarkıdır. Farklı olmanın acı yönü bu’dur belkide.

Bu şarkı tek tip üretim sağlayan eğitim sistemine sağlam bir eleştiri yapmıştı. Şarkının nakaratında şöyle söyler ;

All in all it’s just another brick in the wall

All in all you’re just another brick in the wall”

Şarkının klibin de duvarlar yıkılır Pink Floyd üyeleri tarafından. Gerçekte ise dünya üzerinde ki bütün duvarlar. Dünya üzerinde ki her ülke neredeyse duvar örmeye kalkar onlara karşı. David Gilmour, Roger Waters, Richard Wright, Nick Mason, Syd Barret ( Ayrılıp yerini David Gilmour’a bıraktı), bugün bu isimleri tarih yazıyorken, onları yasaklayanları yazamıyor. Bugün Pink Floyd bir müzik ekolü olarak tarihde ki yerini alırken, onlara karşı olanların bile saygısını kazandı. Fark yaratmak kolay değildir, başarı veya başarısızlıkta mutlaka ödeyeceğiniz bedeller vardır. Pink Floyd bu bedelleri fazlasıyla ödedi.

Bir başka dip not ise; Another brick in the wall’u  tarihe yazan grup üyelerinin her biri eleştirdikleri eğitim sisteminden geçmiş, ve pink floyd’un temellerini mühendislik fakültesinde atmışlardır.

FARKLI BAKMAK, FARKLI OLMAK

Sadece Pink Floyd değildi farklı bakan ve farklı olan. Tarih her alanda böylesi isimlerle doludur. Felsefe’den Edebiyata, Sanat’tan Siyasete kadar yüzlerce isim sayabilirim sizlere. Lakin her biri başarı ve başarısızlığının bedellerini ödemiş, farklı oldukları genelde öldükten sonra anlaşılmış ve hak ettiği değeri er yada geç almış isimlerdir.

Burada yeniden ”Another Brick İn The Wall” a dönmek istiyorum. Sistemin birbirine benzeyen insanları ve markaları üretime soktuğu dünya’da  farklı nasıl olunabilir ? Bir markayı veya insanı farklı kılan nelerdir peki ? Bunun için birkaç şeye ihtiyacımız var sanıyorum ;

  • Keşfetme merakı
  • Sisteme dışarıdan bakabilme
  • Bakmak ile görmek arasında ki farkı anlamak
  • Kendine has özellikleri ortaya çıkarmak
  • Gelişime açık olmak
  • Eleştiriye izin vermek
  • Empati kurabilmek
  • Sistemin sağladığı statüleri ret etmek
  • Kendini iyi besleyebilmek

İnsan duyguları ile mantığı arasında ki çizgide gidip gelen bir canlıdır. İkisi arasında yaşar, bütün kararları duygu ve mantığın ağır bastığı oranda verir. Lakin sistemler ise alternatifler bolluğu yaratır. Bu bir zaman sonra koca bir seçeneksizliğe dönüşür. Bir örnek ile devam edelim;

Büyük marketlerin içerisinde ürünlerin sergilendiği reyonlar olur. Bu reyonlar isim sırasına göre yapılmaz. Genelde tercih oranlarına, marka’nın markete sağladığı avantajlara, ve satış rakamlarına göre belirlenir. Bir reyon üzerine onlarca farklı markanın ürününü yan yana ip gibi dizilmiş olarak görürsünüz. Ve insanlar her reyonda en az 5 ile 10 dakika arası vakit geçirirler. Bu kararsızlık anı’dır.”

İnsanlar o 5 ile10 dakika içerisinde aklıllarından çok fazla şey geçirirler ;

  • Maddi uygunluk
  • Kalite kıyaslama
  • Reklamlar sonucunda akılda kalıcılık
  • Edindikleri deneyim
  • Farklı bir deneyim edinme istemi

Hele ki bu eğer aylık yapılan bir alışveriş ise süreç daha da uzar. İnsanların belli bir bütçeleri vardır, biz ise o ayırdıkları bütçeden markamız adına pay isteriz. Aslında bütün reklamcıların yaptığı iş bu’dur.

O on dakikalık donma anını yaşamalarında payımız var ise (İster daha sağlam edinilmiş müşteri sadakati veya farklı bir deneyim edinme istemi) biz başarılı birer pazarlama uzmanıyız. İlk seferinde etkilemeyi başaramadıysak, bir sonra ki alışverişe kadar kullanıcıyı ikna etmeye çalışırız.

İşin bir de bizim için acımasız bir tarafı var. Bir çok Pazar’da o Pazara hakim olan büyük oyuncular var. Biz’den istenen ise o büyük oyuncuların tabağında ki yemeği azaltmamız, ve onları bir diyete sokmamız isteniyor. İşimiz kolay değil. Çünkü onlar her anlamda büyükler. Bizden daha fazla reklam bütçesine, daha fazla iş gücüne, daha fazla maddi kaynağa sahipler. Müşterilerimiz ise bizden daha fazla hayalperest. Orta sınıftan kurtulmak, zenginler kulübüne girmek istiyorlar. Bizden’de o büyük oyuncuların reklamlarına benzer şeyler ortaya çıkarmamızı istiyorlar. Bizden bunları isterken, birkaç tavizde vermemizi istiyorlar;

  • Özgün olmak, ürünümü sattır
  • Yaratıcı olma, bugünü düşün
  • Taklit et, ama en iyisini taklit et
  • Yurtdışı ve Yurt içi rakiplerimi takip et
  • Az bütçe ile çok iş başar

Hal böyle iken sormak gerekiyor ;

Çok mu hayalperestsiniz, çok mu sıradansınız ?”

Bir koro içindeki herkesin aynı ses tonuna ve aralığına sahip olduğunu düşünün. Konserin zevki olur muydu sizce ? Şarkıların armoni ahengi kaybolurdu. Bize ”ahengi yok edin, koro’da yer alalım kafi” deniyor. En azından bu ülke için geçerli durum bu. Gerçi öğrenmemiz gereken çok şey var bu konuda. Mesela bir Avrupalı veya bir Amerikalı’dan, ve hatta bir Kübalı’dan daha farklı bir alışveriş standartımızın olduğunu anlayabilsek, yada bizim istediklerimiz ile dünya standartı arasında bir bağ kurmayı başarabilsek dahi yeterli. İşin sosyo-ekonomik, psikolojik, eğitim ve bakış açısı farklılıklarına girmiyorum bile.

O yüzden yurtdışında yazılmış bir çok iş yönetimi kitabına da açıkça inanmıyorum. İşin içinde olup da, kitap yazanlarında hikayeler dışında pek bir şeyler anlattığını görmedim. Yani ışıksız bir oda’da, gözlerimiz bağlı bir şekilde ilerliyoruz.

İŞİN RENGİ FARKLI

Oysa ki gerçekten işin rengi farklı. İnsanların her biri, bir diğerinden farklıdır. Bu genetik olarak da, psikoloik olarak da bir gerçektir. Bizi ortak noktada buluşturan veya ayıran şeyler vardır yalnızca. Bu noktalar iyi kavrandığında ”iyi reklam”ın sırrı da çözülebilir diye düşünüyorum. Mesela bu ülke genel olarak (Özellikle 1980 sonrası) çabuk gaza gelebilen” ama bir o kadar da ”pasif” bir halka sahiptir. Bir yandan konformizmi” benimserken, diğer yandan ”fazlasıyla şikayetçidir”. Şikayetçi olduğu kadar ‘’hesap sormaktan‘’ korkan, ama hesap ağır geldiğinde ”pardon bir bakar mısınız?”diyebilecek kadar garip bir yapıya sahiptir. Dalgalı bir denizdir bir bakıma. Ne zaman parlayacağını, ne zaman durulacağını asla kestiremezsiniz. Sadece okumalar yapabilirsiniz, o da çok uzun vadeli okumalar değil. Aslında bu hem bir avantaj, hem de bir dezavantajdır. Avantajlı olan yanları şunlardır ;

  • Meraklı bir halktır.
  • Genel olarak alışveriş sadakati vardır
  • Yeniliğe alışabilir
  • Zam konusuna alışkındır
  • İndirime bayılır
  • Ucuz yada pahalı olsa da fark etmez, en az bir defa şans verir.

Dezavantajları ise ;

  • Aklı hep karışıktır
  • Duyguları ve mantığı genelde çatışır
  • Günlük psikolojisine göre hareket eder
  • Toplumsal olaylardan etkilenir
  • Zor karar verir

Durum böylesine ilginç bir halde iken siz ne yapacaksınız ?

Yapılması Gerekenler Listesi

Kendi çapında öneri sunan, bu önerileri ise kendince uygulamaya çalışan biri olarak konuşuyorum. Öyle ahım şahım bir eğitim hayatım yok. Sadece geçmiş tecrübelerime güveniyorum. İnsanlar içerisinde yaşamama, ve onların psikolojileri hakkında sorgulamalarıma güveniyorum. Biraz da okuduğum kitaplara. Böylesi kaygan zeminli bir ülke de, bir markayı büyütmenin yada hak ettiği yere getirmenin belli yolları olduğuna inanıyorum. Bunları şöyle sıralamam gerekirse ;

  • İyi ve güvenilir bir slogan bulun
  • İnsan psikolojisini anlayacak kaynakları takip edin.
  • Sosyolojiye önem verin
  • İnsanları araştırın, takip edin, sınayın
  • Ekonomik koşullara göre kampanyalar yaratın
  • Metanızı farklılaştırın.
  • Tek bir tanıtım yoluna güvenmeyin
  • Teknoloji ve Beşeri iletişim yollarına aynı oranda hakim olun.
  • Çevrenizi genişletin, ve onların neler istediğini not alın.
  • Sizin ne istediğinize karar verin.
  • Bireysel ve toplumsal analizler yapın.
  • Analizleriniz zekice, ama yorumlamanız basit bir şekilde olsun.
  • Eşitsiz gelişim yasasını fark edin
  • Üretim ve tüketim ilişkileri üzerine ne bulursanız okuyun
  • Hayalperestliği kaybetmeyin
  • Kalıplara sığınmak veya yapılmışı yapmak zorunda değilsiniz.
  • Hayır demeyi bilin.
  • Pasta’da büyük payım olsun diye uğraşmak yerine, insanların akıllarında yerim olsun diye uğraşın.
  • Statü hastalığına kapılmayın.
  • Hiçbir marka ile kendinizi kıyaslamayın, farklı olduğunuz yanı ortaya çıkarın.
  • Bir tüketici olduğunuzu, ve bu toplumun bir parçası olduğunu unutmayın.
  • Herkesle çalışmak zorunda değilsiniz, standardınız olsun.
  • Kral değilsiniz, krallıklar ise yıkılabilir kurumlardır.
  • En az bir ütopya sahibi olun. Ütopyalar yarı-gerçeklerdir.
  • İnsan olan her yerde bulunun. Onların davranışlarını incelemekten çekinmeyin.
  • Müşteri deneyimlerinizi not alın.

Unutmayın ki ;

Tarihin çöplüğü batmış büyük markalar ve onların yerle bir olmuş egolarıyla doludur. Westinghouse, General Motors, Chrysler, Delta Airlines,Lehman Brothers. Bunlar sadece birkaç örnek. Daha başlarına kayyum atananları, iflasın eşiğinden dönenleri, devletin yardımı ile ayakta duran şirketleri de ekleyebilirsiniz.

Burada her şey sizde bitiyor aslında. Firmanın ayakta kalması için, sıradanlaşmış hayatlara farklı bir şeyler sunması gerekiyor.

Aksi taktirde tarihin ”iflas çöplüğü” bir çok markayı, avuçlarını okşayarak bekliyor.

Emrah Sarıgöl

Emrah Sarıgöl

1984 İstanbul doğumluyum. 10 Sene kadar bir çokfirmanın Fotoğraf,E-ticaret,Pr kısımlarında görev yaptım.
Emrah Sarıgöl
Sizce Makale Nasıl?
Harika
0%
Güzel
100%
Fena Değil
0%
Olmamış
0%
Rezalet
0%
Yazar Hakkında
Emrah Sarıgöl
1984 İstanbul doğumluyum. 10 Sene kadar bir çok firmanın Fotoğraf,E-ticaret,Pr kısımlarında görev yaptım.
2Yorumlar

Bir Cevap Yazın