Dijital Pazarlama
Şimdi Okunuyor
Dijital Gelecek: Ütopya mı? Distopya mı?
Guru
0

Blockchain, yapay zeka, endüstri 4.0, nesnelerin internet’i derken, dört tarafımızı saran zincirlerin arasında boğulmamak ne mümkün? Bir tarafta hala dijital bir kimlik oluşturmayı başaramamışken, geleceğin teknolojilerini kavramak başarılabilir mi ?Bugün başta dünyanın sağlam para babaları, sermaye iktisatçıları Endüstri 4.0 konusunda, dördüncü sanayi devrimi olarak görüyorlar. Çünkü bir anlamda işlerine geliyor. İş gücünü azalt, her şeyi otomasyon süreçleriyle hallet. Mis gibi bir ütopya. Onlar için ütopya iken, bizim için distopik bir durum var.

İşin distopyasını şöyle anlatalım;

Otomasyon arttıkça, insan gücü azalacak. Bu da genel anlamıyla bir çok mesleğin ölmesine, bir çok insanın işsiz kalmasına yol açacak. Yine iş dünyasının sevdiği iktisatçılarının çıkardığı verilere göre, 2030 yılına kadar mevcut işlerin yüzde 50’sinin otomasyon teknolojisine geçeceği, 75 ile 350 milyon insanın işsiz kalacağından bahsediliyor.

Zaten büyük bir çıkmazın içerisinde olan, dünya işveren sınıfı, bu verimlilik” sınavından nasıl geçeceği merak konusu. Çünkü böylesine bir otomasyonun gerçekleşmesi için, şimdi ki teknolojileri ellerinden çıkarmaları gerekiyor. Bu da Avrupa ve Amerika’da ki mevcut makine sistemlerinin, dünyanın üçüncü ülkelerine doğru yola çıkması anlamına gelir. Bu uzun bir süreç olacak, ama nihayetinde gerçekleşmesi muhtemel.

Çünkü her büyük patron, ucuz ve az iş gücünü, yüksek kar oranlarını sever.

Tükenecek iş kolları yerine yenilerini üretmeye çalışacak, veya varolan emek gücünü daha niteliksel hale getirmeye çalışacaklardır. Bu Avrupa ve Amerika iş dünyası için geçerli olabilecek bir senaryo olsa da, başta Türkiye dahil olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde gerçekleşmesi zor bir senaryo.  Yeni iş kolları için, yeni eğitim sistemleri gerekir. Var olan emek gücünü de beyaz yakalıya çevirmek ise, var olan beyaz yaka kavramının altını dinamitlemek olur. Buna da beyaz yakalıların nasıl yaklaşacağı merak konusu. Çünkü ya mavi ve beyaz yaka arasında ki uçurum kısalacak, yada tam ortalarında bir başka hayali sınıf ayrımı yaratılacak.

Her ne kadar da beyaz ile mavi yaka ayrımlarını saçma görsem, ve kabul etmesem de durum böylesine bir yön kazanabilir.

DİJİTAL DİSTOPYA’DA YAŞADIĞININ FARKINDA MISIN?

Biraz daha dijital distopya yaşatmak istiyorum size. Bugün Google sizin konumuza göre sonuçlar veriyor, dijital ayak izlerini kayıt altına alınıyor. Sokaklarda kameralar tarafından izleniyor, sosyal medya paylaşımlarınızdan dolayı dava edilebiliyorsunuz. Artık kaçacak bir yeriniz yok, çünkü yanınızda akıllı telefonlarınız var.

Sizin datanızı, sizin kabul ettiğiniz aplikasyonlarla alıyorlar. Evinizin anahtarınızı kendi ellerinizle vermek gibi bu. Bir örnekle devam edelim ;

Bir televizyon platformu, beni bir ay içerisinde yirmi farklı numara tarafından aradı. Hem de aynı firmanın, başka distribütörleri tarafından.”

Bu datayı sizin bağlı olduğunuz gsm operatöründen, yada indirdiğiniz bir aplikasyon sayesinde alabiliyorlar. Üstelik bu aldıkları datayı, kendileri gibi başka firmalarla paylaşıyorlar. Düşünsenize binlerce  ve hatta milyonlarca insanın datası, sürekli bir dağıtım ağı halinde.Sadece bu kadar da değil. Bütün hayatımızı başkalarının beğenisine sunuyor, sonra bu beğenilerle mutlu olmaya çalışıyoruz. Black Miror dizisinde ki gibi, yakında bu beğenilerle bir toplumsal puanlama sistemi de çıkabilir.

Deşarj olmak için twitter’ı, insanlar neler yapıyor diye instagramı, aile eşfrının ne yaptığını öğrenmek için facebook’u kullanıyoruz.

İNTERNET GERÇEKTEN FARKLI SESLERİN PLATFORMU MU ?

Bu sorunun on yıl önce sorulsaydı, kesinlikle evet” diyebilirdim. Ama şimdi bu soruya evet cevabını vermek biraz abes olur. Çünkü zaman ilerledikçe, dijital medya nüfusu arttıkça, aslında nitelikte bir o kadar düşüyor. Ve bu ne yazık ki dijital nüfusun artmasından kaynaklı olduğu kadar da, beşeri ilişkileri zayıf, kendini geliştirmekten uzak ve o televizyon ekranıyla kirlenen zihnin, dijitale aktarılmasıyla bu hale geldi. Bundan on yıl öncesinde sosyal medya mecraları daha ‘’ marjinal ve yaratıcı ‘’ iken, şimdi bu yaratıcılığın yerini, ‘’ iktidarların belirlediği düşünce düzeyi’’ işgal etmekte. Yani iktidarınızın aklı ne kadar başında, ve ülke yönetiminiz ne kadar iyi ise, dijital kimliğiniz o kadar oturmuştur.

Bir başka deyişle ;

Dijital kimlik, artık beşeri ilişkilerin getirdikleriyle şekilleniyor.”

Üstelik  bu kadar da değil. Artık ortada çok farklı bir dijital psikolojide hakim. Bu dijital psikoloji ne yazık ki fazlasıyla kirli, fazlasıyla karşı görüşe tahammülsüz, ve fazlasıyla zamanın gericisi rolünü üstlenmekte.

Reel hayatlarında yaratamadıkları gerçekliği, sanal hayatlarına aktarmaya çalışanların dünyası haline gelen bir sosyal medyadan bahsediyoruz. Bugün bu psikolojiye sahip olanlar, genel itibari ile aynı özellikleri taşıyorlar. Bu özellikleri şöyle sıralamamız gerekirse;

  • Apolitizmi yücelten (Aslında apolitizm yoktur, her karar politiktir)
  • Yalanlara fazlasıyla aldanan
  • Çabuk gaza gelebilen
  • Dışlamacı ve yaftalayan
  • Kendini olduğundan çok farklı gösteren
  • Okumak ve araştırmaktan uzak
  • Bilgi kirliliğine maruz kalmış
  • Tepeden yönetim tarzına alışmış
  • Yıllar boyu gördüğü baskıyı, internet ile kırmış
  • Nesiller süren ahlak anlayışı ve töreyi dijital hayatına entegre etmeye çalışan.
  • Dijital ve reel kimlik arasında ki derin uçurumdan etkilenmiş
  • Ciddi bir küfür etme potansiyeline sahip
  • Dünya yada ülke içinde yaşanan göçlerin, ülkelerin beşeri ve dijital hayata yansımalarını taşıyan

Hal böyle olunca Sosyal Medya Uzmanı” olmak ve dolayısı ile kendi mesleğini yapmak zor bir hale geliyor. Mesela Facebook üzerinde istediğiniz kadar detaylı hedefleme yapın, yaptığınız detaylı hedefleme gerçek sonuçları vermiyor. Bunun nedeni bu saydıklarımdan dolayı. Ne meslekler birbirini tutmakta, ne davranışlar, ne de dil.

Bir başka kötü yanı ise, beşeri de tartışmayı öğrenemeyen insanoğlunun, dijitalde de bunu başaramaması. İki zıt kutbun bir çok tartışmasına şahit oldum sosyal medya’da. Kulaktan dolma bilgilerin birbirleri ile çatışıp, egoların birbirleri ile yarıştığı tartışmalar olmaktan öteye geçemediler. Ne tesadüf ki televizyonlar da aynı şekilde. Aynı televizyonlarda olduğu gibi çakma uzmanlar, sahte gurular dijital hayat içerisine de entegre oldular. Her gün yüzlerce haberin, aslında bir değeri olmadığı bir dijital çöplük haline gelmekte internet. Ve tabi bu çöplükten nasibini alan insan zihni.

Ve dijitalin getirdiği hastalık ;

Asosyallik”

Beşeri hayattan kopan, sokaktan ayrılan, iş dışında dışarı çıkmayı unutan, telefon ve tabletlere entegreli bir insan ordusu var artık karşımızda. Bu insan ordusu sadece etkinlikle yaşayan, etkinlik dışında monoton bir yaşam süren insan topluluğu. Aynı zamanda beşeri ve dijital hayatı arasında ki uçurumun benzerini, ne yazık ki ev içi ve ev dışı olarak iki farklı türde ki psikolojik ayrımla da yaşamakta.

DİJİTAL ÜTOPYA MÜMKÜN MÜ ?

Dijital bir yaşam bir zamanlar ütopyaydı. Güzel bir ütopya, kötü bir kabusa doğru dönüşüyor. Lakin insanlığın yararına çevrilebilir. Ama bu ciddi değişimler sonucunda yaşanabilecek süreç . Çünkü sorun bir ülke psikolojisinden öte, bir dünya psikolojisi. Ülke ne kadar gelişmiş olursa olsun, dünya da ki dijital yaşam standartları giderek düşmekte.

Diğer bir taraftan bir şeyi kabul ederek devam edelim;

Robot Sofia, bir çok ülkeyi yöneten veya meclisinde var olanlardan daha zeki”

Diğer bir taraftan ise  Sofia’lar çoğalınca ne olacak? Her eve girdiğinde mesela. Veya bakkal bir robota, kasiyer bir robota, veya adana kebap yapan bir robota alışabilecek miyiz ?  Sevgilisi olmayan ve bir türlü hayatının aşkını bulamayan insanlara, şişme erkek ve kadınlardan sonra, robotlar mı deva olacak ?

Ama esas sorun şu ;

Dijital gelecekle birlikte, yeni insan kavramını yaratmak mı gerekir ? Yoksa insan dijital gelecekle birlikte bir dönüşüm mü yaşar ?”

Bence dijital yaşama entegre olan insanının artık bir kabuk değiştirme süreci yaşaması gerektiğidir. Ama bu toplumların ilericiliği yaşamasıyla mümkün olur. Demek istediğim insanlığa yeniden bir Reform ve Rönesans gerektiğidir. Aksi halde tarih ileriye gitse dahi, insanlığın içerisinde bulunduğu koşullar ve yönetim tarzlarından dolayı, dijital yaşamdan bir kalite yaratamayacağı’dır.

Oysa bu teknolojik gelişmeler insanlığın yararına kullanılabildiğinde, dünya belki de daha yaşanabilir bir halde olacak. Ne yazık ki dünya zenginliğinin, dünya nüfusuna oranla büyük adaletsizliği bunun önünde hala bir engel.( Dünya zenginliklerinin %99’nun sahibi, dünya nüfusunun %1’i)

Her şeyde yaşanan tekelleşme, dijital hayat içerisinde geçerli. Parasını verenin, sahibi olduğu bir hayatta, dünyanın çoğunluğu figüranlık yapmakta. Oysa değişimler kaçınılmazdır, ve değişmeyen tek şey değişimdir ilkesinden yola çıkarak.

Bu kadar distopya’yı, koca bir dünya nüfusunun kaldıramayacağı açıktır. Ve distopya, aynı zamanda kendi ütopyasını yaratır. Distopya yaşayanlar, değişim istediklerinde, değişim kaçınılmaz olacaktır. Ütopya değişimin her zaman habercisidir.

Dijital gelecek : Ütopya yada distopya..

Tarafını seçme vakti.

Sen hangisinde yaşamak istersin?

 

Emrah Sarıgöl

Emrah Sarıgöl

1984 İstanbul doğumluyum. 10 Sene kadar bir çokfirmanın Fotoğraf,E-ticaret,Pr kısımlarında görev yaptım.
Emrah Sarıgöl
Sizce Makale Nasıl?
Harika
100%
Güzel
0%
Fena Değil
0%
Olmamış
0%
Rezalet
0%
Yazar Hakkında
Emrah Sarıgöl
1984 İstanbul doğumluyum. 10 Sene kadar bir çok firmanın Fotoğraf,E-ticaret,Pr kısımlarında görev yaptım.

Bir Cevap Yazın